Namazda Fâtiha’yı okurken Allah’tan Sıratı Mustakîm’e ulaştırılmayı isteriz. Peki istediğimiz bu yol nereye ulaştırır, bu yola ne zaman girilir ve yalnızca doğru olduğuna inanılan bir hayat sürmek insanı bu yolun üzerinde kılar mı? Cevap, yolun hedefini bilmekle başlar: Sıratı Mustakîm, insanın ruhunu dünya hayatını yaşarken Allah’a ulaştıran yoldur.
Allah’a ulaşmayı dilemek, mürşide tâbiiyet, zikir ve nefs tezkiyesi bu yolun birbirinden kopuk konuları değildir. Kalpten başlayan dilek, tâbiiyetle ruhun yolculuğuna dönüşür; zikirle nefsin afetleri temizlendikçe ruh Allah’a doğru yükselir. Ruhun Allah’a ulaşması ilk teslimdir; fizik vücudun, nefsin ve iradenin teslimleriyle yol devam eder.
Sıratı Mustakîm’in istikameti Allah’adır
Sırat yol, mustakîm ise istikamet üzere olan demektir. Fakat yalnızca “doğru yol” demek, bu yolun nereye gittiğini açıklamaz. Sıratı Mustakîm’i tanımak için onun Allah’a yönelmiş olduğunu ve insan ruhunu Allah’a ulaştırdığını birlikte bilmek gerekir.
Yolun hedefi belirsiz değildir. Sıratı Mustakîm, insanın kendi ölçülerine göre doğru bulduğu davranışların adı değil; Allah’ın tayin ettiği ve ruhun Allah’a ulaşmasını sağlayan yoldur. Güzel davranışlar, ibadetler ve Allah’a itaat bu bütünden ayrı değildir; fakat yolun varacağı yer unutulduğunda kavramın asıl mânâsı eksik kalır.
Sıratı Mustakîm ile hidayet aynı şey midir?
Bir yol ile o yolun ulaştırdığı neticeyi karıştırmamak gerekir. Ruhun Allah’a ulaşması bakımından Sıratı Mustakîm yolun, hidayet ise Allah’a ulaşmanın adıdır. Allah’a yönelen insan hidayet yoluna girer; tâbiiyetle ruhu yola çıkar; ruh Allah’a ulaştığında ruhun hidayeti gerçekleşir. Başlangıç, ilerleyiş ve varış aynı anda meydana gelen tek bir olay değildir.
Bu yol yalnızca ölümden sonrasıyla mı ilgilidir?
Sıratı Mustakîm’i yalnızca ölümden sonra karşılaşılacak bir yol olarak düşünmek, insanın dünya hayatında yapması gerekeni gözden kaçırmasına sebep olur. Burada söz konusu olan, insan hayattayken ruhunun Allah’a ulaşmasıdır. Ölümle Allah’a dönüş ise bundan ayrı bir olaydır.
Allah’a ulaşmayı dilemek ölümü istemek değildir. İnsan yaşarken, Allah’ın kendisine emanet ettiği ruhu O’na teslim etmeyi diler. Sıratı Mustakîm de bu emrin dünya hayatında gerçekleştiği yoldur.
Allah’a ulaştıran yol kalpten bir dilekle başlar
İlk adım, insanın ruhunu hayattayken Allah’a ulaştırmayı dilemesidir. Bu dilek Allah’ın varlığına inanmanın ötesinde, O’nun davetine yönelmektir. İnsan Allah’a inanabilir; fakat ruhunun dünya hayatında Allah’a ulaşmasını henüz istememiş olabilir. Sıratı Mustakîm’in başlangıcında bu isteğin kalpte doğması vardır.
Başlangıçta insanın önce bütün nefs afetlerinden kurtulması şart koşulmaz. Nefsin afetlerinin temizlenmesi girilecek yolun içinde gerçekleşir. Kul kalpten diler; Allah onu bu dileğin gerektirdiği merhalelere ulaştırır. Dilek yolun kapısıdır, yolun tamamı değildir.
Dilemekle ruhun yola çıkması neden ayrı safhalardır?
Allah’a ulaşmayı dileyen kişi, dileğinin başlangıcında ilk Sıratı Mustakîm’in üzerindedir. Ancak bu, ruhunun o anda vücudundan ayrılıp gök katlarını aşmaya başladığı anlamına gelmez. Önce Allah’a yöneliş ve Allah’ın yardımlarıyla mürşide hazırlanma vardır. Ruhun fiilî yolculuğu tâbiiyetle başlar.
Allah, Kendisine yönelen kişinin irşadı anlamasını engelleyen perdeleri kaldırır; kalbindeki idraki mümkün kılan ihbatı yerleştirir, kalbin nur kapısını Kendisine çevirir ve göğsünden kalbine nur yolunu açar. Zikirle gelen rahmetin kalbe girmesi ve huşûnun oluşması mürşide hazırlayan bu devrenin içindedir.
Fâtiha’da istenen istiane nedir?
İstiane, yalnız Allah’tan istenen özel yardımdır; Allah’tan mürşidin sorulması ve kişiyi Sıratı Mustakîm’e ulaştıracak mürşidin gösterilmesidir. Fâtiha’nın son üç âyeti birlikte okunduğunda kulluk, istiane ve Sıratı Mustakîm arasındaki bu bağ görülür.
Kulluk Allah’adır, istiane de Allah’tan istenir. İstenen yardım, insanı Allah’a ulaştıracak mürşidin gösterilmesi ve böylece Sıratı Mustakîm’e ulaşmasıyla ilgilidir. Mürşidi Allah’tan istemek kulluğu başka birine yöneltmek değil; hedefe nasıl gidileceğini yine Allah’tan istemektir.
Allah’a ulaştıracak vesile neden istenir?
Allah’a ulaşmayı dilemekten sonra mürşide ihtiyaç duyulmasının sebebi hedefin değişmesi değildir. Hedef yine Allah’tır. Mürşid, bu hedefe ulaştıran vesiledir. Kul kendisine uygun mürşidi yalnız beğeniyle veya çevresinin tercihiyle belirlemeye çalışmaz; Allah’tan ister.
Mürşidi Allah’tan istemek: sabır ve hacet namazı
Allah’a ulaşmayı dileyen kişi hacet namazıyla kendisini Allah’a ulaştıracak mürşidi Rabbinden sorar. Bu talep bir insanı Allah’ın yerine koymak değildir. Kişi yolunu ve o yolda kendisine rehberlik edecek mürşidi belirlemesi için Allah’a başvurur.
Âyetin devamında bunun huşû sahiplerinden başkasına ağır geldiği bildirilir. Ardından gelen âyet huşû sahiplerini, hayattayken Rablerine mülâki olacaklarına kesin olarak inananlar diye tanıtır. Önce kalpte Allah’a yöneliş vardır; sonra bu yönelişin gerektirdiği yardım istenir.
Tâbiiyetle ruhun yolculuğu başlar
Allah’a ulaşmayı dileyen kişi mürşidine ulaşıp tâbî olduğunda başlangıçtaki dilek yeni bir safhaya geçer. Ruh vücuttan ayrılarak Allah’a doğru yola çıkar. Tâbiiyet yalnız bir topluluğa katılmak veya bir kişinin sözlerini beğenmek değil; Allah’a ulaşma dileğiyle, Allah’ın gösterdiği mürşidin önünde yapılan tövbedir.
Tâbiiyetle kişinin kalbine îmân yazılır ve Allah’ın katından bir ruhla desteklenir. Devrin imamının ruhu kişinin başının üzerine gelir; kişinin kendi ruhu ise Allah’a doğru yola çıkar. Başın üzerine gelen ruhla, Allah’a gitmek üzere vücuttan ayrılan ruh birbirine karıştırılmamalıdır.
Zikir olmadan yolun ilerleyişi anlaşılamaz
Ruhun yola çıkmasıyla nefsin afetlerinin temizlenmesi birlikte ilerler. Bu bağın temelindeki ibadet zikirdir. Zikir Allah’ın isminin tekrar edilmesidir. Tâbiiyetle kalbine îmân yazılan kişi zikrettikçe Allah’ın rahmet, fazl ve salâvât nurları kalbine ulaşır; fazıllar îmân kelimesinin etrafında birikir.
Zikir yalnız dilin yaptığı bir tekrar değildir; nefsin kalbinin temizlenmesinde vazife görür. Nefs tezkiye oldukça ruh gök katlarını aşar. Sıratı Mustakîm’i, zikri ve nefs tezkiyesini birbirinden ayırarak anlatmak mümkün değildir.
Nefsin temizlenmesiyle ruhun yükselişi arasındaki bağ
Nefs tezkiyesi Emmare, Levvame, Mülhime, Mutmainne, Radiye, Mardiyye ve Tezkiye olmak üzere yedi kademede ilerler. Nefsin kalbinde her yüzde yedilik fazl birikimiyle ruh bir üst gök katına yükselebilir. Yedi defa yüzde yedi fazl ve daha önce oluşan yüzde iki rahmetle kalpteki nur oranı yüzde elli bire ulaşır.
Ruhun Allah’a ulaştığı bu noktada nefs tezkiye edilmiştir; fakat kalpteki bütün afetler henüz sona ermemiştir. Nefsin tamamen temizlenmesi ve teslimi daimî zikirle gerçekleşecek daha ileri bir merhaledir. Tezkiye ile tasfiye aynı safha değildir.
Seyr-i sülûk: Ruh hangi yoldan Allah’a ulaşır?
Ruhun Allah’a doğru yaptığı yolculuğa seyr-i sülûk denir. Allah’a ulaştıran bu Sıratı Mustakîm, iki yatay ve iki dikey olmak üzere dört sebîlden oluşur. Buradaki dört sebîl dört ayrı teslim değil, ruhun tek yolculuğunu meydana getiren bölümlerdir.
İlk bölüm tâbî olunan mürşidin dergâhından devrin imamının ana dergâhına ulaşan yoldur. Ardından zemin kattan başlayarak yedi gök katını aşan dikey yol gelir; bu bölüm Tarîki Mustakîm’dir. Yedinci katta yedi âlem geçilir, yol Sidretül Münteha’ya kadar devam eder; buradan sonraki dikey yolculukla ruh Allah’ın Zat’ına ulaşır.
Tarîki Mustakîm, ruhun Allah’a gidişindeki yedi gök katını aşan bölümdür; Sıratı Mustakîm ise diğer sebîllerle birlikte yolculuğun bütünüdür. İnsan bedeninin bu yolu fizik olarak yürümesi söz konusu değildir. Yolculuğu yapan ruhtur; kişi dünya hayatını yaşarken zikrini ve ibadetlerini sürdürür.
Ruh Allah’a ulaştığında ne gerçekleşir?
Ruhun Allah’a ulaşması vuslattır. Ruh geldiği yere döner; Allah’ın Zat’ına ulaşır ve O’na teslim olur. Bu ilk teslimle kişi ruhu Allah’a ermiş bir insan olur. Yola başlamak, yolculuğu sürdürmek ve hedefe varmak birbirinden ayrı safhalardır.
Dilekle başlayan yöneliş, ruhun Rabbine ulaşmasıyla ilk hedefine varır. Bunu sağlayan Allah’tır. Kul Allah’a yönelir, mürşidine tâbî olur, zikrini ve ibadetlerini yerine getirir; Allah’ın Kendisine ulaştırma vaadi bu yolun içinde gerçekleşir.
Sıratı Mustakîm ruhun teslimiyle sona erer mi?
Ruhun Allah’a ulaştığı yolculuk tamamlanır; fakat insanın teslimleri tamamlanmış olmaz. Ruhun ardından fizik vücudun, nefsin ve iradenin teslimleri vardır. Ruhun Sıratı Mustakîm’i üzerinde yolculuk yapılan ve Allah’a varılan yoldur. Fizik vücudun, nefsin ve iradenin Sıratı Mustakîm’leri ise onların Allah’a teslim olacak hâle gelmelerini ifade eder.
Bütün gelişme yedi safhada ele alınır: Allah’a ulaşmayı dilemek, mürşide tâbiiyet, ruhun Allah’a ulaşması, fizik vücudun teslimi, nefsin teslimi, muhlis olmak ve iradenin teslimi. Dört teslim bu yedi safhanın içindedir.
Bu yolun hayatımızdaki karşılığı Allah’a kulluktur
Sıratı Mustakîm yalnız ruhun yolculuğuna dair bilgi edinilecek bir konu değildir; Allah’a kullukla birlikte yaşanır. Namaz, oruç, zikir ve diğer ibadetler Allah’a yönelen insanın hayatından çıkarılmaz, teslimlere ulaştıran vasıtalar olarak yerlerini alırlar.
Allah’a ulaşmayı dilemek ibadetlerden vazgeçmek değil, ibadetlerin içinde Allah’a ulaşma ve teslim olma hedefini unutmamaktır. Nefsin afetleri azaldıkça fizik vücut Allah’ın emirlerine daha çok uyar ve irade güçlenir. Teslimiyet yalnız dil ile ileri sürülen bir iddia olarak kalmaz; davranışlara yansır.
Şeytan neden özellikle bu yolun üzerinde engel olmak ister?
Şeytanın hedefi insanın Allah’a ulaşmasına engel olmaktır. Allah’a ulaşma dileğinin gereksiz görülmesi, ruhun hayattayken Allah’a ulaşmasının kabul edilmemesi veya zikrin nefs tezkiyesindeki yerinin unutulması insanı yolun asıl hedefinden uzaklaştırır. Sıratı Mustakîm’i yalnız adı bilinen bir kavram olarak bırakmamak; üzerinde nasıl ilerlenileceğini öğrenmek gerekir.
Allah’a inanıyorum. Bu, Allah’a ulaşmayı dilemiş olduğum anlamına gelir mi?
Allah’ın varlığına inanmakla ruhunu hayattayken Allah’a ulaştırmayı istemek aynı şey değildir. Dilek kalbin Allah’a yönelmesidir. İnsan yalnız Allah’a inandığını söylemekle yetinmeyip ruhunu O’na ulaştırmayı gerçekten istemelidir.
Dilediğim anda ruhum Allah’a ulaşmış olur mu?
Hayır. Dilek ilk başlangıçtır. Mürşide hazırlanma ve tâbiiyet bunun ardından gelir. Ruh tâbiiyetle yola çıkar, nefs tezkiyesine paralel olarak gök katlarını aşar ve Allah’a ulaşır. Dilemek, yola çıkmak ve ulaşmak birbirini izleyen fakat farklı safhalardır.
Mürşide tâbî olmadan önce nefsimin bütün afetlerini temizlemem gerekir mi?
Hayır. Nefs tezkiyesi tâbiiyetle kalbe îmân yazılması ve zikirle fazılların birikmesiyle ilerler. Önce bütün afetlerin bitmesini beklemek yolun sırasını tersine çevirmek olur. Başlangıçta istenen Allah’a ulaşmayı dilemektir; nefsin kalbinin temizlenmesi bundan sonra gerçekleşir.
Fâtiha’da duayı okumakla yolu yaşamak aynı şey midir?
Fâtiha Allah’tan ne istediğimizi bildirir. İstiane istemek Allah’ın göstereceği mürşide ulaşmakla, Sıratı Mustakîm’e ulaşma talebi de o yola girmekle hayatımızda karşılık bulur. Yolun adını söylemek bütün merhalelerin tamamlandığı anlamına gelmez.
Bu yol yalnızca belirli insanlara mı açıktır?
Allah’ın Kendisine yöneleni ulaştırma vaadi, kalpten Allah’a ulaşmayı dileyen insan içindir. Başlangıç belli bir bilgi seviyesine veya önceden bütün teslimleri gerçekleştirmiş olmaya bağlanmaz. Allah’a ulaşmayı dileyen kişi, Allah’ın yardımıyla mürşidine ve ruhunu Allah’a ulaştıracağı yola ulaştırılır.
Allah’a ulaşmayı diler fakat ruhum ulaşmadan ölürsem dileğim boşa mı gider?
Kalpten Allah’a ulaşmayı dileyen kişi mürşidine tâbî olmadan ölürse birinci kat cennetin; tâbiiyetini gerçekleştirmiş fakat ruhu Allah’a ulaşmadan ölmüşse ikinci kat cennetin; ruhu Allah’a ulaşmışsa üçüncü kat cennetin sahibidir. Allah’a yöneliş, yolculuk tamamlanmadı diye değersiz değildir.
Ruhun Allah’a ulaşmasından sonra zikir ve ibadetler biter mi?
Hayır. Ruhun teslimi ilk teslimdir. Fizik vücudun, nefsin ve iradenin teslimleri için yol devam eder. Nefsin tamamen temizlenmesi daimî zikirle gerçekleşir. İlerleyen teslimler zikri ve ibadetleri bırakmayı değil, Allah’a kulluğun daha ileri seviyede yaşanmasını içerir.
İlk adım: Allah’ın davetine kalpten yönelmek
Sıratı Mustakîm’in hedefi Allah’tır. İlk adımı ruhunu dünya hayatında O’na ulaştırmayı dilemektir. Allah’tan istiane istemek ve mürşide tâbiiyet bu başlangıcın ardından gelir. Zikirle nefsin kalbi temizlenirken ruh Allah’a doğru yol alır; vuslatla ilk teslim gerçekleşir ve sonrasında diğer teslimlerin yolu açılır.
Allah’ın daveti yalnız bir yolun varlığından haberdar olmaya değil, o yola girmeyedir. İnsan bu davete kalbiyle yöneldiğinde Fâtiha’da istediği Sıratı Mustakîm, yalnız okunan bir ifade olmaktan çıkar; Allah’a ulaşma ve teslim olma yolunun adı olur.