Hacet namazı, insanın bir ihtiyacını Allahû Tealâ’ya arz etmek, O’ndan yardım istemek ve bir konuda Allah’a müracaat etmek için kıldığı namazdır. Mürşidini arayan insan için bu namaz, kendisini Allah’a ulaştırmaya vesile olacak mürşidi Allah’tan istemenin yoludur.
Allah’a ulaşmayı dileyen kişinin önünde, mürşidine ulaşmak ve tâbî olmak safhası bulunur. Kişi, kendisi için hangi mürşidin uygun olduğunu Allah’tan sorar. Boy abdesti alır, hacet namazını kılar ve Rabbinden mürşidini göstermesini ister.
Bu arayışın başlangıcında kalbin talebi vardır. İnsan, ruhunu dünya hayatını yaşarken Allah’a ulaştırmayı ister. Mürşidini istemesi de bu dileğin devamında yer alır. Böylece Allah’a ulaşmayı dilemek, hacet namazıyla mürşidi sormak ve tâbiiyet, birbirini takip eden safhalar olarak gerçekleşir.
Önce Allah’a ulaşmayı kalpten dilemek
Allah’a ulaşmayı dilemek, insanın ruhunu ölmeden evvel Allah’a ulaştırmayı istemesidir. Bu dileğin, kişinin kalbinde karşılığının bulunması gerekir. Dilin söylediği sözlerle kalbin talebi beraber olmalıdır.
İnsan, Allah’a ulaşmayı gerçekten dilediğinde Allahû Tealâ onun manevî yolculuğunu başlatır. Ona mürşid sevgisi verir; kişi mürşidine ulaşmak ihtiyacını duymaya başlar. Hacet namazıyla yapılan müracaat, bu ihtiyacın Allah’a arz edilmesidir.
Mürşidi istemekteki maksat, Allah’a ulaşma yolunda kendisine rehberlik edecek kişiye ulaşmaktır. Bu sebeple hacet namazının şekliyle birlikte, kalpteki dileğin muhtevası da önemlidir. Kişinin asıl hedefi, Allah’a yönelmek ve O’na teslim olmaktır.
Allah’a ulaşma dileği, namazda söylenen sözlerin ötesinde, insanın iç dünyasında taşıdığı gerçek bir isteği ifade eder. Allahû Tealâ kişinin kalbini bilir; o kalpteki yönelişi görür.
Mürşidi Allah’tan istemek ve vesileyi aramak
Mâide Suresinin 35. âyetinde, âmenû olanlara Allah’a karşı takva sahibi olmaları ve O’na ulaştıracak vesileyi istemeleri emredilir:
Bu âyetin açıklamasında vesile, insanı Allah’a ulaştırmaya vesile olan mürşid olarak ele alınır. Allah’a ulaşmayı dileyen kişi, kendisini bu yolda ilerletecek mürşidi Allah’tan ister.
Âyetin devamında Allah yolunda cihad etmek ve felâha ermek de yer alır. Burada nefsle yapılan mücadele, nefs tezkiyesiyle bağlantılıdır. Mürşide ulaşmanın ardından kişinin zikri ve nefsinin tezkiyesi söz konusu olur.
Böylece mürşidi aramak, insanın ruhunu Allah’a ulaştırması ve nefsini tezkiye etmesiyle ilişkili bir muhteva taşır. Mürşide tâbiiyet, Allah’a teslim yolculuğunun bir safhasıdır. (Mâide, 5/35)
Yardımın istendiği makam Allah’tır
Fâtiha Suresinin 5. âyetindeki ifade, mürşidi Allah’tan istemekle birlikte açıklanır:
İstiane, bu konuda Allah’tan istenen özel yardımdır. İnsan, mürşidinin kim olduğunu öğrenmek için Rabbine müracaat eder.
Fâtiha’nın devamında Sıratı Mustakîm’e ulaştırılmak istenir. Mürşidi öğrenmek için istenen yardım ile Allah’a ulaştıran yola yönelmek arasında böylece bir bağ kurulur.
Kişi namazını Allah için kılar, duasını Allah’a yöneltir ve mürşidini Allah’tan sorar. Mürşidin vazifesi, insanın Allah’a yönelişinde irşadla görevli bir vesile olmaktır. Kulluk Allah’adır; talep Allah’a arz edilir. (Fâtiha, 1/5-7)
Sabır, namaz ve huşû
Bakara Suresinin 45. âyetinde şöyle buyrulur:
Âyetin devamında bunun huşû sahipleri dışındakilere ağır geldiği bildirilir. Bu açıklamada, mürşidi Allah’tan istemek için kılınan hacet namazı ile sabır arasında doğrudan bir ilişki vardır.
Bir sonraki âyet, huşû sahiplerinin vasfını açıklar: Onlar, Rab’lerine dünya hayatında mülâki olacaklarına ve sonunda O’na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.
Buradaki inanç, ruhun hayattayken Allah’a ulaşabileceğine duyulan kesin güveni içerir. Kişi, Allah’a ulaşmayı mümkün görür ve bunu kendisi için ister. Mürşidini sorması, kalbindeki bu yönelişle beraber gerçekleşir.
Hacet namazının muhtevasında hem Allah’tan istemek hem O’na güvenmek hem de sabır bulunur. Kul, Rabbine müracaatını sürdürür. (Bakara, 2/45-46)
Mürşidin tayinini Allah’tan istemek
Mürşidin tayinini Allah’tan istemenin sebebi, insanı en iyi Allah’ın bilmesidir. İnsan, farklı mürşidler hakkında bilgi edinebilir. Fakat kendi manevî yolculuğunda kime tâbî olması gerektiğini Allah’tan sorar. Allahû Tealâ’nın kendisi için gösterdiği mürşide ulaşmayı hedefler.
Nahl Suresinin 9. âyetindeki sebîllerin tayini, mürşidler ve onların dergâhlarından Sıratı Mustakîm’e ulaşan yollarla bağlantılı olarak açıklanır. Bu tayinin Allah’a ait olduğu belirtilir.
Mürşid arayışındaki temel ölçü de buradan hareketle ortaya çıkar: Kişi, Rabbinden kendisine yol göstermesini ister. Allah’ın kendisi için belirlediği mürşide ulaşır ve tâbiiyetini gerçekleştirir. (Nahl, 16/9)
Hacet namazına hazırlık
Burada anlatılan hacet namazı uygulamasında boy abdesti, yani gusül, gerekli görülür. Kişi önce boy abdestini alır; ardından dört rekâtlık hacet namazını kılar.
Perşembeyi cumaya bağlayan gece, hacet namazı için tercih edilen gece olarak belirtilir. Diğer gecelerde de kılınabileceği açıklanır. Vakit olarak gece yarısından sonra, sabah namazından önceki zaman üzerinde durulur.
Namazın ardından uyunacağı için hazırlık buna göre yapılır. Kişi, mürşidini Allah’tan istemek üzere namaza yönelir.
Hacet namazı nasıl kılınır?
Hacet namazı dört rekât olarak kılınır. Rekâtlarda okunan sûreler ve oturuşlarda okunan dualar şöyledir:
| Bölüm | Okunacaklar |
|---|---|
| Birinci rekât | Sübhâneke ve Fâtiha; ardından üç defa Âyetel Kürsî |
| İkinci rekât | Fâtiha; ardından İhlâs, Felâk ve Nâs sûreleri |
| İlk oturuş | Ettehiyyâtü |
| Üçüncü rekât | Fâtiha; ardından İhlâs, Felâk ve Nâs sûreleri |
| Dördüncü rekât | Fâtiha; ardından İhlâs, Felâk ve Nâs sûreleri |
| Son oturuş | Ettehiyyâtü, Allahümme Salli, Allahümme Bârik ve Rabbenâ duaları |
Birinci rekâtta Fâtiha’dan sonra Âyetel Kürsî üç defa okunur. Diğer üç rekâtta ise Fâtiha’nın ardından İhlâs, Felâk ve Nâs sûreleri yer alır.
Namaz tamamlandıktan sonra kişi, Allahû Tealâ’ya müracaat eder ve mürşidini göstermesini ister. Talebini şu sözlerle ifade edebilir:
Bu talebin kalpten gelmesi esastır. İnsan, Allah’a ulaşmayı istediği için, kendisini bu hedefe götürecek mürşidi Rabbinden istemektedir.
Namazdan sonra zikirle uykuya geçmek
Hacet namazının ardından Allah’a talepte bulunulur ve kimseyle konuşmadan yatılır. Yatışta sağ taraf üzerine dönülür; yüz ve vücudun ön tarafı kıbleye yöneltilir. Sağ kulak yastığın üzerinde bulunur.
Yatakta üç defa Âyetel Kürsî okunması ve Allah’ın ismi içten tekrar edilerek uyunması anlatılır. Sağ kulak yastık üzerindeyken kalbin atışlarına dikkat edilir; bu atışlarla birlikte içten Allah zikri yapılır.
Böylece namazın ardından Allah’a yöneliş, dua ve zikirle devam eder. Kişi, mürşidini öğrenmek için Rabbine arz ettiği talebiyle uykuya geçer.
Burada yatmadan önce okunan üç Âyetel Kürsî, namazın birinci rekâtında okunan üç Âyetel Kürsî’den ayrı bir uygulamadır.
İlk seferde rüya görülmezse
Hacet namazını kılan kişi, ilk seferde mürşidini görmeyebilir. Bu durumda verilen tavsiye, namazı yeniden kılmak ve mürşidi Allah’tan tekrar istemektir.
Kişi kalbindeki Allah’a ulaşma dileğine yönelir, talebini samimiyetle yeniler ve sabır gösterir. İlk denemede bir rüya görülmemesi, arayışı bırakma sebebi olarak ele alınmaz.
Farklı açıklamalarda namazın ikinci, üçüncü veya daha sonraki seferlerde tekrar edilmesinden söz edilir. Buradaki esas, belirli bir deneme sayısına odaklanmaktan çok, Allah’a yönelişi ve talebi sürdürmektir.
Ayrıca rüya görmediğini söyleyen bir kişinin tâbî olup olamayacağı sorusuna, tâbî olabileceği cevabı verilir; bununla beraber hacet namazıyla Allah’a müracaatına devam etmesi tavsiye edilir.
Hacet namazı ile istihare arasındaki fark
İstihare, yapılması düşünülen bir işin veya alınacak bir kararın uygun olup olmadığını Allah’tan sormakla açıklanır. Hacet namazında ise kişi ihtiyacını Allah’a arz eder; mürşid arayışında, mürşidinin kendisine gösterilmesini ister.
Bu sebeple mürşidi Allah’tan istemeye ilişkin anlatımlarda dört rekâtlık hacet namazı üzerinde durulur. Namazın gayesi, kişinin hidayet yolculuğunda ihtiyaç duyduğu özel yardımı Allah’tan istemesidir.
Mürşide ulaşmak, tâbiiyet ve tövbe
Allah’a ulaşmayı dileyen kişi, kendisine gösterilen mürşide ulaşır ve onun huzurunda tövbe ederek tâbî olur. Bu tâbiiyetle ruhun Allah’a doğru yolculuğunun başladığı açıklanır. Bu yolculuk, seyr-i sülûk olarak adlandırılır.
Hacet namazıyla mürşidi istemek, bu sebeple tâbiiyetle tamamlanan bir arayıştır. Kişi, öğrendiği mürşide ulaşır; ardından zikir ve ibadetleriyle yoluna devam eder.
Furkân Suresinin 70. âyetinde tövbe, îmân ve salih amel beraber zikredilir. Âyetin açıklamasında, Allah’a ulaşmayı dileyerek mürşidi önünde tövbe eden kişinin kalbine îmân yazılması, nefs tezkiyesine başlaması ve günahlarının sevaba çevrilmesi anlatılır.
Mağfiret, burada günahların sevaba çevrilmesi muhtevasını taşır. Bu ihsanın sahibi Allahû Tealâ’dır. Tâbiiyet, kişinin manevî hayatında yeni bir safhanın başlangıcıdır. (Furkân, 25/70)
Mürşid uzaktaysa yetkili vekil
Kişinin mürşidi başka bir şehirde veya ülkede bulunabilir. Böyle bir durumda, bulunduğu yere daha yakın bir yerde o mürşidin tâbiiyet konusunda yetki verdiği bir vekilinin bulunup bulunmadığı araştırılabilir.
Yetkili bir vekil varsa tâbiiyet onun vasıtasıyla gerçekleştirilebilir. Burada vekilin, Allah’tan sorulan mürşid tarafından yetkilendirilmiş olması esastır.
Bu açıklama, mürşide ulaşma arayışının uygulanabilir yönünü ortaya koyar. Kişi, mürşidini Allah’tan sorar; sonra ona veya yetkili vekiline ulaşarak tâbiiyetini gerçekleştirir.
Tâbiiyetten sonra zikir ve teslim yolculuğu
Mürşide tâbiiyetin ardından kişinin zikrini artırması, ibadetlerini sürdürmesi ve nefs tezkiyesinde ilerlemesi söz konusudur. Allahû Tealâ’nın verdiği namaz ve zikir sevgisiyle kişi bu yolda ilerler.
Nefsin kalbindeki afetlerin azalmasıyla ruhun Allah’a doğru yolculuğu birlikte açıklanır. Ruhun Allah’a ulaşması, ruhun teslimidir. Bundan sonra fizik vücudun, nefsin ve iradenin teslimiyle manevî tekâmül devam eder.
Hacet namazında mürşidini Allah’tan isteyen kulun hedefi, bu teslim yolculuğuna girmektir. Kalpten Allah’a ulaşmayı diler, Rabbinden mürşidini ister, tâbiiyetini gerçekleştirir ve Allah’ın yardımıyla zikir ve ibadetlerinde ilerler.